NO: REKLAMLA DEVRİM OLUR MU?

 

1988 yılının Şili’sinde, dünyanın başka hiçbir yerinde eşi benzeri olmayan bir olay gerçekleşti. Bir ülke, 15 yıl süren diktatörlüğün ardından geleceğini belirlemek için sandığa gitmeye karar verdi. Referandumun sorusu basitti: Augusto Pinochet kalmaya devam mı etsin yoksa gitsin mi? Ancak cevap sürecin kendisi kadar basit olmadı. Evetçiler devletin tüm aygıtlarını, korkuyu ve geçmişin hayaletlerini kullanırken, “No” kampanyası tarihte belki de ilk kez reklam ile özgürlük mücadelesine soyundu. İşte tam burada Pablo Larraín’in filmi No devreye giriyor.  Film sadece Şili tarihine değil, reklamcılığın gücüne ve propagandanın doğasına da kurnaz bir aynadır. Gael García Bernal’in canlandırdığı genç reklamcı René Saavedra karakteri, klişe solcu sloganlardan ya da kahraman edebiyatından çok uzakta durur. Onun stratejisi nettir: Umut satmak. Evet, yanlış duymadınız; umut da satılabilir. Tıpkı deterjan, banka kredisi ya da akıllı telefon gibi…  Türkiye’de “reklam” ve “propaganda” kavramlarını yan yana getirdiğinizde çoğu insanın aklına ilk olarak “Güçlü Türkiye”, “Milli Birlik”, “Hayaldi Gerçek Oldu” gibi nutuklar gelir. Televizyon ekranlarında devletin kendini pazarladığı, marşlarla, dev inşaat projeleriyle ya da kalın puntolu afişlerle süslenmiş kampanyalar… Ancak Şili’de “No” hareketi tam tersini yapar. Ne marş ne silah ne de öfke… Sadece renkli logolar, gülen yüzler ve yumuşacık bir slogan: “Şili, la alegría ya viene” (Şili, mutluluk yakında geliyor). Peki reklam ve propaganda arasında nasıl bir sınır çizilir? Aslına bakarsanız, çoğu zaman bu çizgi incecik ve bulanık bir ip gibidir. Joseph Goebbels’in “yalanı yeterince büyük ve sürekli söylersen insanlar inanır” öğretisi, 20. yüzyıl boyunca despotların elinde dev bir propaganda silahına dönüşmüştür. Reklamcılık ise aynı teknikleri başka bir amaç için kullanır: Tüketici davranışı yaratmak. Pablo Larraín’in No filminde tam da bu ince oyun sahnelenir. Pinochet yanlıları, korku odaklı reklamlar hazırlar: “Hayır” derseniz Şili, 70’lerin kaosuna döner; ekonomi çöker, işsizlik patlar, komünistler gelir! Öte yandan Saavedra ve ekibi bambaşka bir strateji geliştirir. Korkuya korkuyla karşılık vermezler. Onun yerine “neşeli devrim” fikrini ortaya atarlar. Renkli gökkuşakları, dans eden insanlar, kumsalda oynayan çocuklar… Ne kadar “pembe dizi” estetiğine kaçsa da, Şili halkı ilk kez televizyonda umut vaat eden bir kampanya ile karşılaşır.  Burada bir durup kendi memleketimize bakalım. Türkiye’de politik kampanyalarda mizah, yaratıcılık ve pozitif duygu dili kullanımı ne kadar mümkün olmuştur? Bir düşünün… 80 darbesinden çıkmış Türkiye’de Evren rejiminin 1982 Anayasası referandumu kampanyaları vardı mesela. TRT’de her akşam tek kanaldan, tek tip adamların ciddi bakışlı konuşmaları… “Evet deyin, başka yolu yok” minvalinde… Kimse plajda gülümseyen bir çocuk ya da “mutluluk yakında geliyor” vaadi duymadı. Hatta günümüzde bile hâlâ sloganlar “ekonomik istikrar”, “beka meselesi”, “dış mihraklara cevap” gibi kasvetli ve sert bir tonda gelir. No filminin sihri ise tam tersinde yatar: Politik muhalefetin mizahı keşfetmesi.


Şili 1988 “No” Kampanyası Logosu – Pinochet’ye karşı yürütülen ünlü “Hayır” kampanyasının gökkuşağı temalı NO logosu. Afiş ve reklamlarda kullanılan bu simge, “Şili, la alegría ya viene” (Şili, mutluluk yakında geliyor) sloganıyla birlikte demokrasi umudunu temsil ediyordu. (Kaynak: 1988 plebisit kampanya görselleri, CC BY-SA 3.0 lisanslı)

Larraín’in No filmi sadece anlatısıyla değil, estetik tercihiyle de tarih yazıyor. Film, eski U-matic video kameralarla çekilmiş gibi görünür. Aslında bu bilinçli bir tercihtir: gerçek arşiv görüntüleriyle film sahneleri arasında görünür bir sınır kalmasın diye. O grenli, pastel renkli ve hafif titrek görüntüler… İzlerken neredeyse TV’de 1988 haber bültenine denk gelmişsiniz gibi bir his verir.
İşte sinemanın en büyük gücü de burada devreye giriyor: Hafızayı sadece belgeleyerek değil, duygusal olarak da yeniden inşa etmek. Türkiye sineması da zaman zaman benzer şekilde geçmişle hesaplaşmaya çalıştı. Yılmaz Güney’in Yol filmi, 12 Eylül sonrası Türkiye’nin ağır ve karanlık yüzünü belgelerken, Erden Kıral’ın Bekçi ya da Zeki Ökten’in Sürü gibi filmleri de toplumsal gerçekçiliğin en çarpıcı örneklerini sundu.


Pinochet Lehine “Evet” Kampanyası Afişi (1988) – Askerî rejim, halkoylamasında Sí (Evet) çıkması için aile değerlerini vurgulayan propaganda yaptı. Bu afişte General Augusto Pinochet, bir bebeği severken gösteriliyor; yanında “PINOCHET – Aile için kimse ondan daha fazlasını yapmadı” sloganı yer alıyor. Alt kısımda konut, eğitim, gıda yardımı gibi rejimin başarı olduğu iddia edilen alanlar maddeler halinde sıralanmış. (Kaynak: BCN Chile “Historia Política” arşivi – CC BY 3.0 CL lisanslı)

Ama Türkiye’de hiçbir film No gibi reklamcılık estetiği üzerinden politik bir anlatı kurma cesareti göstermedi. Larraín, “reklamcı bir muhalif” profili yaratarak aslında şunu diyor: Devrimi sadece sokakta değil, ekran başında da kazanabilirsiniz.  Bugün dijital çağda sosyal medyanın, viral kampanyaların ve internet mizahının siyaset üzerindeki etkisini düşünün. Türkiye’de de Gezi Parkı olaylarından tutun da günümüz siyasi seçim kampanyalarına kadar mizah, ironi ve yaratıcılık muhalefetin en güçlü silahlarından biri haline geldi. Belki de No filminin Şili’ye söylediği şey, bugünün tüm dünya halklarına geçerli: “Korkuya karşı en büyük panzehir umuttur.”

1980 Sonrası Türkiye – Darbe Lideri Uluslararası Sahnede – 1980 askeri darbesini yapan Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, 1988’de ABD’ye devlet ziyareti gerçekleştirdi. Bu karede Evren ve eşi, ABD Başkanı Ronald Reagan ve First Lady Nancy Reagan ile Beyaz Saray’da görülüyor. Evren, 1980–1989 arasında Türkiye’nin Devlet Başkanı olarak otoriter bir yönetim sürdürdü. Türkiye’de 1982 anayasası referandumu da benzer biçimde tek taraflı propaganda ve baskı ortamında %91 “Evet” oyuyla geçmişti. (Kamu malı görsel – ABD Ulusal Arşivleri, Public Domain)

Kısacası No, reklamcılığın “şeytan işi” olduğu önyargısını kıran nadir filmlerden biri. Bize şunu düşündürtüyor: Eğer doğru ellerdeyse, reklam dahi bir halk hareketinin en güçlü silahına dönüşebilir. Türkiye’de de yıllardır “umut pazarlamak” denince akla ya ekonomik vaatler ya da tarihsel kahramanlıklar gelir. Oysa gerçek değişim bazen renkli bir gökkuşağı logosuyla, dans eden çocuklarla veya gülümseyen bir çiftin sade görüntüsüyle başlar. Belki de hepimizin aradığı şey budur: Sert yüzlü otoritenin buyurgan sesine karşı, küçük ama inatçı bir neşe fısıltısı…  No, o fısıltının nasıl çığlığa dönüştüğünün hikayesidir. Ve kim bilir, belki bir gün bizim coğrafyamızda da “hayır” kelimesi sadece direnmenin değil, aynı zamanda umutlu bir yarın kurmanın anahtarı olur.


Kaynakça

Žižek, S. (2013). Tehlikeli Rüyalar Yılı (A. Ergüden, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları. (Orijinal eser 2012’de yayımlandı)

Tufan, F. (2017). Siyasal iletişim ve propaganda: Kavramsal çerçeve ve tarihsel süreç. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.

Demir, V. (2010). Siyasal İletişim ve Medya. İstanbul: Der Yayınları.

Akgül, M. (2012). Latin Amerika’nın demokrasi yolculuğu: Şili örneği. Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Merkezi Dergisi, 4(7), 45-68.

Larraín, P. (Yönetmen). (2012). No [Film]. Fabula, Participant Media, Funny Balloons.

Görseller

1988 Şili No Kampanyası Afişi – Biblioteca del Congreso Nacional de Chile arşivinden (CC BY 3.0 CL).

Pinochet Propaganda Afişleri – Biblioteca Nacional de Chile, Public Domain görseller.

Kenan Evren ve Reagan Görüşmesi Fotoğrafı – ABD National Archives and Records Administration, Public Domain.

Hiç yorum yok: