SİNEMA ve NİETZSCHE: FİLMLERDE ÜST-İNSAN KAVRAMI
SİNEMA ve NİETZSCHE
“Filmlerde Üst-İnsan Kavramı”
Özet
“Tehlikeli bir karşıya geçiştir, tehlikeli bir yola koyuluştur, geriye bakıştır, ürperiştir, durup kalmadır.” Nietzsche'ye göre insan mertebesi, hayvan mertebesiyle İnsanötesi mertebesi arasında kalmış bir varlıktır ve bu nedenle insan mertebesi alt edilmelidir. Bunu Zerdüşt'te birçok kez ifade etmektedir. Bunun anlamı, Nietzsche'nin düşüncesine göre insanın eksikli yani tamamlanmamış bir varlık olmasıdır. İnsan, yanılgılardan ve yücelttiği yanılsamalardan kurtulduğunda eksikli varlığını aşabilecek, kendisini tamamlayabilecektir. İnsan hep kendini aşmaya çalışarak, alt ederek üst-insan olma yolunda ilerleyecektir. Bu sanıların ve yanılgılar sinemada kullanılıp bu kavram üzerinden anlatılmıştır. İnsanın hayvan ile Üst-İnsan arasında bir köprü olduğunu söyleyen Nietzsche yaşayabileceğimiz en büyük şeyin horgörü anı olduğunu söyler. Mutluluğun, onunla birlikte aklın ve erdemin tiksintiye dönüşeceği an. Bu horgörü ile birlikte durumlara bakış açısını değiştirmek söz konusudur. Örneğin Fight Club filminde Tyler Durden karakterinin Edward Norton’un karakterinin tersi olması ilgi çekicidir. Edward Norton’un oynadığı karakter kapitalist ve günlerce çalışarak IKEA’dan aldığı mobilyalar ile mutlu olan, kendi yanılsamaları içinde yaşayan “boş günlerini” tv programları izleyerek geçiren birisidir. Tyler Durden ise radikal, narsist, nihilist ve yıkıcı roldedir zira her duruma horgörü ile bakar. Farklı bir örnek olarak Citizen Kane filmi örnek olarak verilebilir. Charles Foster Kane’in güç istenci fakat bu güç istencinin fiziksel olarak değil düşünsel yapıda olduğunu ifade etmek analojiye karşılık olduğunu söyleyebiliriz.
Giriş
Üst-İnsan konsepti felsefedeki en ilginç, en büyüleyici fikirlerinden biridir. Bu fikrin Friedrich Nietzsche'nin 1883'te yayınladığı: Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabında ortaya konduğunu görüyoruz. İlk duyduğumuzda, aksiyon kahramanı Superman'den başka bir şey aklımıza gelmez, yaratıcıları tarafından anlatıldığı şekliyle ''bir kurşundan daha hızlı'', ''bir lokomotiften daha hızlı'', ve ''bir zıplayışta uzun binaları atlayabilir''. Bunlar başlangıç için çok iyi noktalar. DC Comics kendisine tüm mevcut insanlardan fiziksel olarak üstün birinin nasıl biri olabileceğini soruyordu. Nietzsche de kendisine çok benzer bir soru soruyordu; ama o psikolojik özelliklerle ilgileniyordu. Böyle Buyurdu Zerdüşt'te de Nietzsche evrimin bitmiş farzedilemeyeceğini işaret ediyordu. İnsanlar primatlardan evrildi,ama, insana göre primat nedir? Diye soruyordu. Bazı açılarda, hayal gücü ve bilim gibi, açıkça bir şekilde atalarımızdan daha ilerdeyiz. Peki geleceğin toplumu bize karşı nasıl üstün olabilir? Nietzsche'nin karakteri Zerdüşt'ün görevi süper adam'ın -geleceğin daha üstün insanı- nasıl olabileceği hakkında kafa yormaktı. Nietzsche büyük oranda geliştirilmiş beyin gücü, bir kafada çok karışık problemler yapma yeteneği, veya bir dili üç günde öğrenme ile ilgilenmiyordu. Daha çok, kritik bir düşünce deneyi geliştiriyordu: Şimdiki toplumdan psikolojik olarak üstün olduğumuzu varsaysak, nasıl biri olurduk? Bir insanın ideal hali nedir? Ve çok şaşırtıcı ve büyüleyici bir cevap buldu Nietzsche'nin sorusunu cevaplamadaki stratejisi en hayran olduğu insanı tanımlamaktı, hayata en iyi yaklaşım tarzına sahip olduğunu düşündüğü insan, ve sonra bu insanı böyle yapan özelliklere konsantre olmaktı. Özellikle Üst-İnsan olmaya en yakın insan olarak gördüğü Johann Wolfgang von Goethe'den etkilenmişti. Ayrıca Napolyon, Montaigne, Voltaire ve Jül Sezar'dan birkaç ipucu almıştı. Üst-İnsan’ların, inanılmaz ve bazen beklenmedik karakter özelliklerine sahip olacağı sonucuna vardı. Kendi değerlerini oluşturacaklar, bağımsız bir mantığa sahip olacaklar; ''İnsanlar neyi takdir eder ve takip eder?'' sorusunu sormayacaklar ve kendi yollarını çizecekler. Üst-İnsan’lar iyi şeyler adına bazı insanlara zarar vermeleri gerekebileceğini kabul ederler. Bazı stratejik durumlarda bencil olabilirler.
Jül Sezar,
Montaigne, Napolyon, Goethe, Voltaire
Üst-İnsan Kavramının Kullanıldığı Filmler
“Ben, Üstinsanı öğretiyorum sizlere.
İnsan aşılması gereken bir şeydir.
Sizler ne yaptınız onu aşmak için?”
DAVID FINCHER - DÖVÜŞ KULÜBÜ (FIGHT CLUB), 1999
■
Nietzsche’ye göre; ‘’Sürü insan ve üst insan
olmak üzere 2 tip insan vardır. İşte özgürlük ve karşıtı bu insan görüşü
temelinde ele alınır.’’
Sürü insanı; sorumluluk
yüklenmeyecek kadar tembel, HAYIR diyemeyecek kadar korkak ve ayaklarının
üzerinde duramayacak kadar zayıf insan tipidir.
Üst insan; şimdiye kadar değer olarak sunulan şeyleri
değer olarak kabul etmez. Bir yolcudur özgür insan. Kendini ve hayatı anlamaya,
doğru yola çıkmış bir yolcudur. Bu nedenle Nietzsche için özgür insan değerler
yaratan ve değerlere ad veren insandır. Özgür insan benimseyen değil yaratan
kişidir.
Yürütülen tartışma ekseninde, filmde Nietzsche felsefesinden
kopuşun en belirgin göstergesi, Jack’ın Tyler’ı öldürmesidir. Bu fikir,
filozofun özgür insan tasarımının, nihai nokta olan üst insana geçişin son
durağı olması göz ardı edilmeden ulaşılan bir sonuçtur. Zira, “Benim
düşmanlarım yıkmak isteyenlerdir. Kendi kendilerini yaratmak isteyenler değil”
(Akt, Camus, 2013:20), ifadesiyle özgür insanı, nihilizm içinde değerlendiren
ve iyileşme sürecindeki bir hasta olarak niteleyen Nietzsche felsefesinin zirvesi,
yıkmaktan kurtulan, başka bir ifadeyle değerleri reddetmenin ardından yeni
değerler yaratan üst insandır. Ancak dikkat edilmesi gereken temel mesele, üst
insanın güç isteminden vazgeçmeyişi; bilakis onun en temel özelliği olmasıdır.
Söz konusu kavramın, kişinin yalnızca kendine yönelik değişimden söz ettiğine
dair tartışmalar halen devam etmekle birlikte, tanımda geçen ‘kurumları yıkmak’
ibaresi, filmin Nietzsche felsefesinden kopuşuna yönelik düşünceyi
güçlendirmektedir. Diğer yandan sevgi ve merhamet merkezli de olsa, Jack ve
Marla’nın ilişkisi, filmin istemenin sonsuz olduğunu düşünen Schopenhauer
felsefesiyle sonlandığını iddia etmek için yeterli bir argümandır.
ORSON WELLES - YURTTAŞ KANE (CITIZEN
KANE), 1941
Citizen Kane, Orson Welles’in genç yaşlarda ortaya çıkardığı
bir başyapıt olarak “Rosebud” kelimesinin peşine düşen bir hikayeye sahip.
Dönemi içerisinde değerlendirildiğinde oldukça farklı montaj ve çekim
tekniklerinin yanı sıra güçlü de bir senaryoya sahip olan Citizen Kane’de, Charles
Foster Kane’nin geçirdiği fakir çocukluğun ardından git gide edindiği gücü ve
parayı odağımıza aldığımızda Charles Foster Kane ve Nietzsche’nin güç istenci
tanımlaması arasında bir bağ olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
1941 yapımı olan Yurttaş Kane, sinema tarihinin dönüm
noktalarından birisi olarak kabul edilir. II. Dünya Savaşı’nın süregeldiği
yıllarda can bulan film, tarihsel ve güncel birçok konuyu sorunsallaştırmakla
kalmaz, aynı zamanda izleyiciye Nietzscheyen bir bakış açısı da sunar.
Başkarakter Charles Foster Kane, küçük yaşlarda, ailesi ile yapılan bir anlaşma
neticesinde, bir bankerin inisiyatifinde yetiştirilir. 25 yaşına geldiğinde ise
büyük bir servetin sahibidir – ki bahsi geçen servet, dünyanın en büyük altıncı
kişisel servetidir. Lâkin Kane bu dehşetengiz servetle pek ilgilenmez, yalnız
bir şey haricinde: Küçük bir New York gazetesi, Inquirer. Charles Foster
Kane’in yayın yönetmenliğinde Inquirer, kısa zamanda büyük bir başarı kazanır
ve bu başarıyı sansasyonelliğine borçludur. Gazete, “hakikati çıplak bırakarak”
hem tirajını yükseltir hem de toplumsal bir nefrete nail olur. Kane’in
hakikatten taraf olan tavrı idealist bir tavır olmaktan ziyade, güce odaklanmış
ve gücünü artırmaya yönelmiş bir tavırdır: Gücün, sevgiyle değil nefretle
kazanılacağını pekâlâ bilmektedir Kane. Ve hatta ona “Ne olmak isterdiniz?”
diye sorulduğunda, Nietzscheci bir itirafta bulunur: “Sizin nefret ettiğiniz
her şey.” Bu noktada belki de, filmin hikâyesini bir kenara bırakıp Charles
Foster Kane’in kişiliğine odaklanmamız gerekir. O, bütün eylemlerini tek bir
ereğe adamıştır: Güçlü olmaya ve daha güçlü olmaya. Nietzsche etiğinde bu,
“İyi”ye denk gelir, zirâ “İyi nedir? − İnsanda güç duygusunu, güç istencini,
gücün kendisini artıran her şey” (Nietzsche, 2014, ss. 9). Kane’in dostu (belki
de hiç dostu olmamıştı) Leland, çok uzun zaman sonra, şöyle bahseder ondan:
“Onun farklı bir büyüklüğü vardı. … Hayattaki tek inancı, Charlie Kane idi.”
Diğer taraftan Kane, aşırıya kaçmaya meyyâl, yapmak istediği şeye bütünüyle
adanmış ve gözükara bir imaj sergiler. Ve bu sayede elde etmek istediği her
şeyi elde eder. Yine de bütün bu varsıllık içinde, bir yalnızlık gizlidir: “Pek
kimseyi tanımam” diyen genç kadına, “Ben çok kişiyi tanırım” der ve ekler:
“Sanırım ikimiz de yalnızız.” Buradaki yalnızlık bir güçsüzlüğü değil, bilakis
gücü ifade eder.
CHRISTOPHER NOLAN – KARA ŞÖVALYE (THE DARK NIGHT), 1986
The Dark Knight, bir süper kahraman filminden çok adeta bir
suç epiği olarak değerlendirilebilir. Nolan da zaten 90’lı yılların suç filmi
klasiği olan Heat gibi bir film yapmak istediğini dile getirmişti. Batman
Begins’e göre büyük düşünen, çok karakterli ve zengin bir olay akışına sahip
bir film The Dark Knight. Nolan, Joker’in yükselişini, onun Gotham’da yarattığı
kaosu öyle zekice anlatır ki, Heath Ledger’ın efsaneleşen Joker yorumuyla film
günümüzün klasiklerinden birine dönüşmekte pek zorlanmıyor.
Joker karakterinin (eylemleri ve düşünceleriyle),
Nietzsche’nin felsefesiyle doğrudan paralellikler taşıdığı gösterilmektedir.
Çalışmanın amacı Nietzsche’nin eleştirisini yapmak değil, Nietzsche’nin
felsefesiyle Joker karakterinin uygunluğunu göstermektir. The Dark Knight
filmindeki Joker’in üstinsan olarak ele alınmasındaki önem şudur: felsefi bir
kavram olan Nietzsche’nin üstinsanı bu filmdeki Joker karakteriyle sinemaya
bütünlüklü bir şekilde aktarılmış olmaktadır. Film, izleyiciye felsefi bir
kavram olan üstinsanı değerlendirme imkanı tanımaktadır. Joker’in bu kadar
popüler olması ve ilgi çekmesi, Nietzsche’nin felsefesine gösterilen ilgi ve
merakla bağlantısız değildir. Bu durum filmin felsefi alt yapısını anlamayı
gerektirmektedir. Üstinsan, belirli özellikleri seçilip kısmi olarak
değerlendirilemez. Çünkü böyle yapıldığı takdirde pek çok sinema filmi veya
edebiyat eserindeki karakter bir özellik üzerinden üstinsan olarak
değerlendirilebilecektir.
Joker, Nietzsche’ye benzer olarak insanların ahlak konusunda
ikiyüzlü olduklarını iddia etmektedir. Verili değerlerin içerdiği hiçlik
istenci olarak nihilizm bağlamında Joker’in, düzeni, insanların inandığı
değerleri benzer bir şekilde eleştirdiği gösterilmektedir. Üstinsanın değerleri
yıkması ve yaratması ile Joker’in değerler karşısındaki tutumunun benzerliğine
işaret edilmektedir. Nietzsche adaleti eşitlik olarak değil, güçlü ve güçsüz
arasındaki hiyerarşi olarak okumaktadır. Bunun için de öncelikle bir kaos
gerekmektedir çünkü değerler ve düzen sarsılmalıdır. Joker de aynı şekilde
kaosu ve hiyerarşiyi adalet olarak görmektedir. Trajik bilgelik kavramı acı ve
ölümün de olumlanmasını anlatmaktadır. Bu bağlamda Joker’in tehlike anında ve
ölüm karşısındaki eylemleri trajik bilgelik üzerinden ele alınmaktadır.
Nietzsche’nin bengi dönüş fikri geçmişin olumlanması, hafızanın işleyişi,
edilgin duygulardan ve ciddiyetten kurtulma bağlamında önemli bir kavramdır.
KAYNAKÇA
Makale
Bir, Ç. (2020). The Dark
Knight Filmindeki Joker Karakterinin Nietzsche’nin Üstinsanı Olarak
İncelenmesi. SineFilozofi, 5(Sp. Iss), 260-282.
Cenk, A. T. E. Ş., &
Serarslan, M. Schopenhauer ve Nietzsche Nihilizmi Sarkacında Dövüş Kulübü
Filminin Çözümlemesi. SineFilozofi, 553-570.
Kitap
Nietzsche, F. (1964). İşte Böyle Buyurdu Zerdüşt. KABALCI YAYINEVİ.
Web Site
Nietzsche Felsefesinin Derinliklerinde Anlam Arayan 10 Başarılı Film!. Erişim: 15 Aralık 2022, https://filmloverss.com/





Hiç yorum yok: