ATATÜRK ve SİNEMA
Türkiye'ye sinema -seyir olarak- sinemanın doğuşu olarak adlandırılan tarihte yani 1895 yılından hemen bir yıl sonra Lumiere Kardeşler'in mucidi olduğu sinematograf, Sultan Abdülhamid Han tarafından saraya getirilmiş ve film gösterimleri yapılmıştır. Ancak sanatsal faaliyet yönünden sinema yıllarca beklemiştir. Film makinesini eski adıyla sinematograf ilk ordu tarafından kullanıldı ve çekilen filmler savaş enstantaneleri barındıran, propaganda amacı güden filmler olmuştur. İlk filmimiz olarak addedilen ve 1914'te Fuat Uzkınay tarafından çekilen "Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı" filmidir fakat bu filmi izleme imkanımız yok çünkü makara kayıp. Burçak Evren'in 2014'teki araştırmalarına göre üzerinde bu filme ait afişin olduğu film makarasının kutusunun bulunduğunu ancak içinde filmin makarası olmadığı tespit edildi.
Ordu sinema materyallerini nitelikli bir şekilde kullandı ve Türkiye kendi kurmaca filmlerini çekecek duruma geldi. 1920'lerde başlayan bu süreç, sinema tarihçilerinin belirlediği dönemlere ayrıldı ve Türk sinemasının tarihyazımı gerçekleşti. Tarihyazımını ilk başlatan Nijat Özön ve ülkemizin ilk sinema profesörü olan Alim Şerif Onaran ile birlikte bu tarihyazımlarına öncülük edip nitelikli bir analiz çerçevesinde Türk sinemasını tanımlamışlardır.
Atatürk'ün sinema ile ilgili düşüncelerinde ve bakış açısında, sinemayı ulvi bir müessese olarak görmesini muhteva etmektedir. Levon Panos Dabağyan'ın "Zaman Tünelinde Tüm Yönleriyle Sinema Dünyası" adlı kitabından bu konuya giriş yapmak isabetli olacaktır: "20. Yüzyıl'ın harika icatı sinemanın henüz emekleme döneminde olduğu yıllarda; milletlerarası münasebetlerin hemen her alanında tasavvurların fefkinde yol oynayabilecek pek müessir bir silah"(Dabağyan, 2004) ifadeleri olguyu özetlemektedir.
1900'lerin başında Georges Melies, o zaman rağmen ilk bilim kurgu filmleri keşfini yaparken bu durumun yanı sıra D.W. Griffith beş saatten fazla süren "Bir Ulusun Doğuşu" adlı ırkçı filminde yeni anlatım teknikleri aktarırken, Alman ekspresyonist sineması varolan Hitler iktidarında, sinema sanatını kullanarak iktidara sağlam eleştirilerde bulunurken, Türkiye sinemada ivmeyi 1920'lerin ortasından 1980'lere kadar sürdürmüştür. Atatürk bu seviyelere ulaşma çabası içinde olup Tiyatrocular Dönemi'nin "tek adamı" tiyatro sanatçısı Muhsin Ertuğrul'a birçok olanak sağlamasının yanı sıra Ertuğrul'un filmi "Bir Millet Uyanıyor" filminde bizzat kendisini oynamıştır. Türkiye'nin sinemaya erken girememesinin birçok nedeni var; Sinema Dairesi, Müdürlüğü kurulamaması, Sinema'nın sanatsal bir araç değil eğlence olarak Nickelodeon'lara dönüşmesi, ülke sinemalarının empoze edilmesi vb.
"Sinemanın ülkemizde en yaygın şekli aldığı "1930-1950'li yıllar başta olmak üzere, Beyazperde her daim sadece ve sadece bir eğlence vasıtası olarak değerlendirilmiş ve bu sahada ihtisas sahibi "Muhabir, münekit" vs. yetişebilmesi mümkün olmamış, sinema ile yakınen âlâkadar olan yazarlar küçümsenmiş, beyazperde dalında otorite sayılabilecek seviyede bir ekolün yetişebilmesine çalışılmamıştır. "(Dabağyan, 2004)
Atatürk'ün "pek müessir bir silah teşkil eden" sinema hakkında ifade ettiği söylemleri:
"Sinema öyle bir keşiftir ki, bir gün gelecek, barutun, elektriğin ve kıtaların keşfinden çok, dünya medeniyetinin veçhesini değiştireceği görülecektir. Sinema, dünyanın en uzak köşelerinde oturan insanların birbirlerini sevmelerini, tanımalarını temin edecektir. Sinema, insanlar arasındaki görüş, düşünüş farklarını silecek, insanlık idealinin tahakkukuna en büyük yardımı yapacaktır. Sinemaya laik olduğu ehemmiyeti vermeliyiz." (Dabağyan, 2004)
Atatürk'ün kıstası uyarıcı bir dil ile sinemaya gereken önemi vermek. Eğlence adı altında Türkiye'de kaybolup gitmemesidir istediği. "Yabancı milletlerin kendi milli menfaatleri paralelinde meydana getirdikleri filmlerde şu veya bu yönde yapılan propagandalarına karşı yeni nesillerimizi uyarıcı yayınlardan yoksun kalışımızdır." Nitekim Türkiye sinema ile geç iştigal olmuş ve başta teknik meseleler ve "tek adam" gibi sorunlar ile karşılaşmıştır. Günümüze bakacak olursak Atatürk'ün sözünü ettiği uyarıları dikkate almışız gibi görünüyor.
Bu yazıyı Levon Panos Dabağyan'ın cümleleri ile bitirmek isterim: "Unutmayalım ki, '1970-1980' yılları arasında milletçe bizzat yaşayıp, bizzat gördüğümüz o uğursuz ve kapkaranlık günlerin meydana gelmesinde sinemanın da pek büyük çapta payı olmuş, 'beyin yıkama' sisteminde birinci derecede rol oynamıştır. Görülüyor ki, sinema sadece bir eğlence vasıtası değildir ve bunu hala aynı zihniyetle değerlendirmek, gafletin ta kendisidir. Bizleri bu hususta ilk uyaran ise, yukarıda kayda geçtiğimiz gibi Yüce Atatürk olmuştur."(Dabağyan, 2004)
Kaynaklar:
Dabaǧyan, L. P. (2004). Zaman tünelinde tüm yönleriyle sinema dünyası (Vol. 72). IQ Kültür Sanat.
Evren, B. (2014). Bir Filmin Serüveni Ayastefanos’ taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı. İstanbul: Malatya Uluslararası Film Festivali Yayınları.

Hiç yorum yok: